<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8305482881281716452</id><updated>2012-02-17T04:50:47.490+02:00</updated><category term='ulu cami'/><category term='Diyanet'/><category term='Ali Ulvi Kurucu'/><category term='Kitap'/><category term='Lale'/><category term='Tavsiye'/><category term='şehir'/><category term='Sürgün'/><category term='Alevilik'/><category term='Allah'/><category term='Medeniyet Algısı'/><category term='Kitle. İtidal'/><category term='İktibas'/><category term='Adalet'/><category term='Lozan Mübadilleri'/><category term='Dergi'/><category term='Kürtler'/><category term='Nijerya'/><category term='gece'/><category term='Alim'/><category term='meydan'/><category term='Histeri'/><category term='Yazı'/><category term='Hatırat'/><category term='Girit'/><category term='resim'/><category term='Hilal'/><category term='Türk Edebiyatı'/><title type='text'>40.Sokak</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://40sokak.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://40sokak.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>40.sokak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08718736467210819927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>13</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8305482881281716452.post-7744120818733767534</id><published>2007-11-20T02:35:00.000+02:00</published><updated>2007-11-20T02:39:35.049+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Histeri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitle. İtidal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Adalet'/><title type='text'>Reşit olmayan kalabalıklar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_vV5GUZHjazI/R0Isk5ArzgI/AAAAAAAAABo/HaLBZbfg30w/s1600-h/11287.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://bp2.blogger.com/_vV5GUZHjazI/R0Isk5ArzgI/AAAAAAAAABo/HaLBZbfg30w/s320/11287.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5134715537446391298" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;            Bu kadar itidal, temkin ve sağduyu tavsiyelerine rağmen neden kin ve nefret duygularımızın esiri oluyoruz İnadına itidal ve inadına temkin tavsiyeleri bazılarımızın kalbinde makes bulmuyor. Neden müteheyyiç davranışlardaki ısrarımızı sürdürüyoruz? Neden duygularımıza bağımlıyız? Ve neden tepki verirken ahlaki ilkeler aklımıza gelmiyor? Neden devletin adalet sistemine inanmayarak suçluları lanetlemekle kalmayıp cezalandırmaya çalışıyoruz?  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;Adalet kavramının temelinde hak kavramı yatar. &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Hak aynı zamanda ahlaki bir kavramdır. Kişinin fiillerini belirleyen ve yönlendiren ilkelerinin, toplumun diğer fertleri ile olan ilişkilerini düzenleyen ilkeleri arasında tutarlığı sağlar. Toplumsal bağlamda bireyin erdemlerini korur ve muhafaza eder, bireyin ahlaki kuralları ile toplumun yasal kuralları arasında, uzlaşma sağlar.&lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; Ergenlik döneminde somut ve bilinçli bir ahlak yapısına sahip olunamaz. Zira bilişsel açıdan soyut işlemlere dayanan ahlâkî kabullerin kavranıp benimsenmesi ancak yeterli ve uygun bir bilişsel gelişimle mümkündür Bu yüzden ruhi gelişimini tamamlayamamış kimselerin kendi fiillerini ahlaki ve hukuka uygun olarak yerine getirmesi ve toplumun genel düzenini (nizam-ül âlemi) sağlaması mümkün değildir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify;"&gt;Bu durumun kökenlerini ergen psikolojisinde aramalıyız. Ergenlikteki duygusal gelişim ve değişim konusunda dikkati çeken ilk nokta, duyguların yoğunluğundaki artış ve istikrarsızlıktır.&lt;span style=""&gt; Bu bağlamda ergendeki duygusal dalgalanmalar; mahcubiyet ve çekingenlik, aşırı hayal kurma, tedirginlik ve huzursuzluk, yalnız kalma isteği, çalışmaya karşı isteksizlik ve çabuk heyecanlanma gibi durumlardır. Ergenlerin en önemli kaygısı geleceği şekillendirmektir. Bu yüzden hayatı tarihi ve meseleleri bütün olarak algılayamaz. Anlık kararlar verirler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify;"&gt;Bu ergenlerin kitle haline gelmeleri yahut toplu gösterilere zorlanmaları daha vahim sonuçlar doğurur. Çünkü kitle içinde insan artık kendisi değildir. Zaten zayıf olan kendi iradesini terk etmiş kendisini kitlenin akışına teslim etmiştir. Kitlenin ortak aklı yoktur. Zincirinin en zayıf halkası kadardır kitlenin aklı ve duyguları coşarak aklını teslim almıştır. Bireyin kitle içerisindeki değişimi, heyecanların, duyguların büyümesi ve aklın, düşüncenin gerilemesinde somutlaşır &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify;"&gt;Akla ve selim bir kalbe olan davete icap etmememizin asıl nedeni kendi psikolojimizde yatmaktadır. Reşit ve fert olamamanın sıkıntılarını çekiyoruz.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Okulu kırıp maç izlemeye giden lise talebesi gibi hareket ediyoruz. Kitleye aklımızı ve duygularımızı teslim ediyoruz. Ve önümüze geleni vatana ihanetle suçluyoruz.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify;"&gt;Öfkemizi yönelttiğimiz fiili işleyenlerle en ufak benzerliği olanları, mesela aynı şehirde köyde doğmuş olanları hiçbir hukuk kuralına, hiçbir soyut olaya dayanmadan yalnızca kaşının üzerinde gözün var kabilinden sudan bahanelerle taciz etmek hak değildir ve de ahlaki değildir. Yalnız bununla kalmayıp, iyi kimseler olduklarına emin olduğumuz ve bu millete büyük hizmeti geçmiş kimselere karşı dahi güzel tavsiyelerinden dolayı tepki göstermek vatan hainliği itham ve imalarını nefret kınamak gerekiyor. &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; text-align: justify;"&gt;Dengesizliğin güzeli olmaz. Her ifrat kendi tefritlerini, her tefrit kendi ifratlarını doğurur. Kendi aralarında ve içlerinde, aynı fasit daireyi dönüşüp durarak paylaşırlar. Gelişen hadiselerin karşısında sabrı, aklı ve selim bir kalbi elden bırakmamak elbette güçtür. Ama bu kadar kuvvetli bir öfkeyi anlamak cidden mümkün değil. Öfke yalnız “düşman” a yöneltilmekle kalınırsa makul bulunabilir. Hakiki adalet yalnızca “suçlu” cezalandırıldığı zaman tecelli eder. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8305482881281716452-7744120818733767534?l=40sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://40sokak.blogspot.com/feeds/7744120818733767534/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8305482881281716452&amp;postID=7744120818733767534' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/7744120818733767534'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/7744120818733767534'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://40sokak.blogspot.com/2007/11/reit-olmayan-kalabalklar.html' title='Reşit olmayan kalabalıklar'/><author><name>40.sokak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08718736467210819927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_vV5GUZHjazI/R0Isk5ArzgI/AAAAAAAAABo/HaLBZbfg30w/s72-c/11287.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8305482881281716452.post-4201686526630019251</id><published>2007-11-20T02:31:00.000+02:00</published><updated>2007-11-20T02:33:59.460+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ali Ulvi Kurucu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sürgün'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kürtler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İktibas'/><title type='text'>Kürtler ve Hacı Veyis Efendi</title><content type='html'>&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Kürt meselesi güncel bir konu. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Konuya toptancı yaklaşımlar düşmanlığı bölünmüşlüğü artırıyor. Şaki olanla mazlum olanı ayırt etmek ve mazluma hizmet etmek lazım. Bu konuya ehl-i kemal bir zatın nasıl yaklaştığını anlamak için bize örnek olması açısından Hacı Veyis Efendi’nin yaklaşımını size kitaptan iktibas yaparak nakletmek istiyorum. &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style=""&gt;Sürgün Aileler ve Dedem&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Dedemin, birlikte bulunduğumuz son beş yıl içinde, evde on defa akşam yemeği yediğini bilmiyorum. Akşam yemeği için koskoca bir tencereye et suyuna tirit yaptırırdı. Koca tencereye ağzına kadar ekmek doğranırdı. Çoğu zaman bu tencereyi, onun camiine ben götürürdüm.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Akşam yemeğini camiinin medreselerinde oturan muhacirlerle birlikte yerdi. Bunlar Şark İsyanı sebebiyle Van tarafından buraya sürülmüş Kürtlerdi. İçlerinde aha önce Şam tarafından gelmiş Seyyid aileleri de vardı.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Hükümet bunları sürmüş, getirmiş, buraya atmıştı. Onlara sahip çıkmak Müslüman halka düşmüştü. Dedemin mütevellisi olduğu Cevizaltı Medresesi’nde, terk edilmiş yirmi iki oda vardı. Dedem bu göçmenleri oralara yerleştirdi. Ayrıca caminin bulunduğu Dolav mahallesinde, yeri müsaid olanların evlerine de birer aile verdi. Birkaç da boş ev buldu. Sürgünlerin arasında varlıklı, görgülü ailelerde vardı. Burada mahrumiyet ve sıkıntı içinde idiler. &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Dedem, erkeklerini akşam namazından sonra camide alıkoyar, onlarla sohbet eder, kitap okurdu. Bu arada yemeği yerler, yatsıdan sonra yerlerine giderlerdi.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Bu insanların, kazanç ve varlıkları az, yiyecekleri kıt olduğu için, mevcut erzakları kadın ve çocuklara kalsın diye, dedem erkekleri camide ağırlardı.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Dedem ve diğer Müslümanlar, sürgün edilen ve çoğu mazlum olan bu insanlara sahip çıktılar. Müslümanlar arasında, dinsiz bazı idareciler yüzünden uyanması muhakkak olan kin ve fitne hislerinin dalbudak salmasını önlediler. Zulme uğrayanlar, bu kötülüğün, sadece belli bir zümrenin eseri olduğunu, diğer Müslüman kardeşlerinin bu suça katılmadığını, aksine, kendilerine el uzatıp, gönüllerini açtıklarını görerek teselli buldular.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style=""&gt;Bu Muhâcirler Kimdir&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Ninem, birgün dedeme:&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;“Efendi, sen bu muhacirlere pek çok acıyıverdin, neden ki?” diye sordu.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;“Muhsine sen ne diyorsun? Bunların içinde Peygamber sülalesi var yahu! Sâdâttan olanlar var. Bunların içinde dün aziz iken bugün zelil olmuş; mevkisini parasını kaybetmiş olanlar var. Dün memleketi olan Van’ın, Mardin’in âyânı, eşrâfı, sâdâtı iken, bugün Dolav mahallesinde Cevizaltı’na sürgün düşmüş, muhacir olmuş; ekmeksiz, sabunsuz kalmış, çamaşırsız kalmışlar. Sen ne diyorsun?”&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;“Efendimi buyururlar ki: &lt;i style=""&gt;İrhamû azîze kavmin zell…&lt;/i&gt; Aziz iken zelil olmuş, mevkiini kaybetmiş olanlara, iyilikte bulunup yardım ediniz… Muhsine, siz Allah’ın Peygamber’in emrini yalnız namaz, oruç, hac, zekâttan ibaret mi zannediyorsunuz?”&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;“Biz yalnız muayyen ibadetleri, ibadet biliyoruz. Hayat baştan başa ibadettir. Hayatımızın her anı Allah’a kullukla geçecek... Biz kurulmuş saat gibi, belli ibadetler içinde, keyfimiz, zevkimiz, huzurumuz yerinde yaşıyoruz. Halbuki:&lt;i style=""&gt; Ve mâ halaktu’l cine ve’l inse illâ li’-ya’budûn&lt;/i&gt;, var. Ben insanoğlunu ve cinnîleri, hiç kimseye değil, ancak bana kul olsunlar; yani hayatları bana kul olmakla geçsin; benim kulum olsunlar, başkaların kulu değil; nefislerinin kulu değil; paralarının kulu değil; şanlarının, şöhretlerinin, fani saltanatlarının kulu değil, ancak benim kulum olsunlar diye yarattım…”&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;“Muhsine, bunların içinde bir de sâdât var, Peygamber evladı var. Bunlara hizmet benim din borcumdur. Namazım neyse, bu odur. Peygamber emrediyor…”&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Dedem bunları söylerken ağladı:&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;“Ah Muhsine, zengin olsaydım da bunlara ben maaş bağlasaydım.” dedi&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Dedem, bu muhacirleri yerleştirdiği Cevizaltı Medresesi’nin müderrislerindendi. Tabi medreseler kapanmadan önce… Buraları boşaldıktan sonra bu muhacirler gelince, dedem, mütevelli ile görüşerek, onların bu boş odalara yerleştirilmelerini temin etmişti.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style=""&gt;Paramparça Çamaşırlar&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Dedem bir gün medresenin önünden geçerken, “Acaba cemaatten kimseyi görür müyüm?” diye, açık duran dış kapıdan, içeriye bakmış. Muhacirler, avluya ip gerip kurutmak için çamaşırlarını asarlarmış. Dedem, “Keşke hiç bakmasaydım da, şu çamaşırları hiç görmeseydim”&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;diye üzülerek eve geldi.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;“Keşke geçmeseydim, keşke görmeseydim.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;O ne hazin bir manzaraydı; beni ağlattı. Çamaşırların asmışlar. Fanilalar, gömlekler… Hepsi paramparça olmuş… Bu insanlar, yarın çocuklarına, torunlarına, bu hâdiseyi nasıl anlatacaklar? Ben görmekle üzülüyorum, yüreğim parçalanıyor. Ya onların gönül âlemlerinde açılan yaralar, nasıl kapanacak? Bu zulmün sonu, bu millete neye mâl olacak? Bu işleri başımıza kimler açıyor?...” diye günlerce üzüldü.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Sonra af çıktı ve bu sürgünler, memleketlerine döndüler. Onlardan dedeme mektuplar ve tebrikler gelirdi. Hatta onlardan gelen Arapça bir mektubu okurken, dedemin ağladığını ve “Bizim o basit tirit ziyafetleri, onlara bu mektupları yazdırıyor; bu insanlar, o sıkıntılı günleri nasıl unutacaklar?” dediğini hatırlıyorum.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;b style=""&gt;Beyşehir Gölüne Düşse&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Bir ara dedem, üst üste eve gelmemiş, akşam yemeklerini camiye götürüp orada kalmış olmalı ki, kendi anlattığına göre, ninemin ağzından biraz hiddetli olarak şu sözler çıkmış:&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;“Efendi! Bu cami cemaatinin hiç insafı yok mu? Yahu bu hocanın da çoluğu çocuğu var, ailesi var, demezler mi? Bu kadar düşüncesizlik olur mu?”&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Bunun üzerine olanları, “Aman Allah’ım! Dedeniz bana öyle bir kızdı ki!” diye anlatan ninem, onun kendisini şu sözlerle azarladığını naklederdi:&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;“Muhsine, tükür o tükürüğü yutma! O tükürük zehirler seni… Bu tükürük Beyşehir Gölüne düşse, balık yaşamaz, zehirlenir!... Bu caminin cemaati dediğin kimseler, Doğu’dan gelen muhacirler… Ben Allah’tan dua ediyorum ki, bana para versin de bunlara maaş bağlasam…”&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;“Evlerine gidince, çocukları onlara: Baba bana ne getirdin, diye soracaklar. Baba kendine yemek bulamadı ki, onlara götürsün… Muhsine, beni ağlatma. Muhsine, bir daha senden böyle söz duyamayayım…”&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8305482881281716452-4201686526630019251?l=40sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://40sokak.blogspot.com/feeds/4201686526630019251/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8305482881281716452&amp;postID=4201686526630019251' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/4201686526630019251'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/4201686526630019251'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://40sokak.blogspot.com/2007/11/krtler-ve-hac-veyis-efendi.html' title='Kürtler ve Hacı Veyis Efendi'/><author><name>40.sokak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08718736467210819927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8305482881281716452.post-3096689489710331547</id><published>2007-11-20T02:29:00.000+02:00</published><updated>2007-11-20T02:31:08.535+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ali Ulvi Kurucu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hatırat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Üstad Ali Ulvi Kurucu Hatıralar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_vV5GUZHjazI/R0IquZArzfI/AAAAAAAAABg/HTvlHP4srTE/s1600-h/2097_b.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://bp0.blogger.com/_vV5GUZHjazI/R0IquZArzfI/AAAAAAAAABg/HTvlHP4srTE/s320/2097_b.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5134713501631892978" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Kitapların arkasıdaki tanıtım yazısı:&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Üstad Ali Ulvi Kurucu Bey, Türkiyemizde ve Müslüman ülkelerde milyonların tanıdığı bir zat... Sevimli çehresi, Muhammedî güzel ahlâkı, ruhlara hitap eden millî, dinî şiirleri ve insanı manevî âlemlere alıp götüren gönül sohbetleri ile bir illim ve irfan önderi... Üstad Ali Ulvi Kurucu Bey, bir Anadolu çocuğu... İlk feyzini doğduğu muhitten aldıktan sonra yüksek tahsilini Kahire'de yapmış; son elli altı senesini Medîne-i Münevvere'de yaşamış ve orada vefat ederek, sahâbîlerin yanına uzanmış mes'ud bir insan... İslâm dünyasının manevî ve siyâsî binbir hâdise ile sarsıldığı yakın tarihi bizzat yaşamış; önemli olay ve şahsiyetlerle tanışmış; bir Müslüman aydının, aydın bakışı ile bunları değerlendirmiş, bir fikir ve mânâ büyüğü... Onun hatıraları, bizler için, bir ilim, irfan ve maneviyat kaynağı olduğu kadar, yakın tarihimiz için de bir "şifre çözücü" ve geleceğimizi tâyinde bir yol gösterici olacak..&lt;i&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:18;color:white;"   &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8305482881281716452-3096689489710331547?l=40sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://40sokak.blogspot.com/feeds/3096689489710331547/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8305482881281716452&amp;postID=3096689489710331547' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/3096689489710331547'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/3096689489710331547'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://40sokak.blogspot.com/2007/11/stad-ali-ulvi-kurucu-hatralar.html' title='Üstad Ali Ulvi Kurucu Hatıralar'/><author><name>40.sokak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08718736467210819927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_vV5GUZHjazI/R0IquZArzfI/AAAAAAAAABg/HTvlHP4srTE/s72-c/2097_b.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8305482881281716452.post-8067900251971166080</id><published>2007-11-20T02:19:00.000+02:00</published><updated>2007-11-20T02:28:18.177+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ali Ulvi Kurucu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Medine’deki Mühim Âlimi Tanımak</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_vV5GUZHjazI/R0Ip65ArzeI/AAAAAAAAABY/0Tsa0tYA9q0/s1600-h/aulvi.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://bp2.blogger.com/_vV5GUZHjazI/R0Ip65ArzeI/AAAAAAAAABY/0Tsa0tYA9q0/s320/aulvi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5134712616868629986" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Size Ali Ulvi Kurucu’dan bahsetmek istiyorum. Nereden başlayacağımı bilemiyorum. Kendisinin bir yerde buyurduğu gibi; &lt;strong&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;“bir büyüğün hayatını yazmak kolay olmasa gerek! İnsan hangi meziyetinden ve hangi faziletinden başlayacağını bilemiyor.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Belki de hayatının dönüm noktası olan “Hicret” kararından başlamak gerekiyor. Konya eşrafı, tanıdıklar üstadın babası İbrahim Efendi’yi bu kararından döndürmek için çok dil dökmüşlerse de hazret vazgeçmemiş. Son çare olarak veda ziyafeti adı altında yemek verilerek ulemadan &lt;strong&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;Hülasat-ül Beyan&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; tefsirinin sahibi Hadimli Vehbi Efendi’ye havale edilmiş mesele. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Konu açılınca İbrahim Efendi bu yola gönlünü koyduğunu söylemiş. Heyecanlanarak yüksek sesle: &lt;strong&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;“Hacı Mehmed ağa! Yurdumda garip oldum yahu! Oğlumu okutamıyorum. Bütün melanet serbest, polisin işi yok, gücü yok, beni takip ediyor. Hapse götürüyor. Bir tarlam vardı, onu sattım. Ailemin ziynetini sattım. Onlar bitinceye kadar bunları okutacağım. Biterse sakalık(su satıcılığı) yapacağım. Hüccaca (Hacılara) su taşıyacağım, hamallık yapacağım.” &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Vehbi Efendi bunu duyunca; “Hacı Mehmed ağa, bu hale gelmiş imana aşk derler, aşk. Bunun önünde durulmaz. Bırakın gitsin de, yavrularını okutsun. &lt;strong&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;Benim iki oğlum var. İkisi de cahil kaldı. Birisi tüccar oldu, birisi hukuk mezunu oldu. Kitaplarım hangi mezatta satılacak, onun gamını çekiyorum”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; demiş.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Günümüzün seküler modern kafalı insanlarına bu hakikati bu aşkı anlatmak imkânsızdır. Vehbi Efendi okumuş(!) toplum içinde bir yerlere gelmiş iki oğlunu cahillikle tavsif ediyor. Üstad Ali Ulvi Kurucu hayatını bu aşka adamıştır. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Ali Ulvi Kurucu, 1922 senesinde, Konya’da dünyaya gelmiştir. Konya o zamanlar geleneğin hala bozulmadan devam ettiği bir şehirdi. Ailesi bu geleneğin önemli taşıyıcılarından biriydi ve şehirde “&lt;b style=""&gt;Hocazadeler” &lt;/b&gt;olarak maruftu.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Aile Üstadın tavsifi ile bir medrese ve akademi idi. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;“Dedem, amcam, babam oturduklarında, evde konuştuklarında tuhaf gelir size, herkesin konuştuklarını konuşmazlardı. &lt;strong&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;Evimiz sanki bir medrese idi bir akademi idi.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Ya ilim konuşurlar, ya hadis, ya ayet konuşurlar, ya dedemin, amcamın, babamın mütalaaları esnasında zorlarına, tuhaflarına, ızdıraplarına giden bir meseleyi görüşürlerdi.” &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Şahsiyetin ilk ilhamlarını ilk bilgilerini aldığı dedesi &lt;strong&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;Hacı Veyis Efendi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;(1860–1935) &lt;strong&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;“sadece bir âlim değil, güzel meziyetlerin hepsine sahip mühim bir şahsiyet, rahmetin damla halinde inmesi gibi vakur ve heybetiyle beraber sevimli bir insandır”.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Bir yerde ondan; &lt;strong&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;“Zühdü takvada benzerine rastlamadığım”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; diye bahseder. Bir Radyo programında hatıralarını anlatırken dedesini şöylece tarif eder; &lt;strong&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;“Dedem hayatım boyunca gördüğüm âlimlerin en muttakisi, en dindarı, en irfanlı ve faziletlisi bir zat idi”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;İkinci feyiz kaynağı ise “kemalatın” zirvelerinde gezen&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;çok uzun süre Konya’da talebe yetiştiren Üveyszade Hacı Mustafa Efendidir. Babası &lt;strong&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;İbrahim Efendi &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;aynı zamanda hocasıdır. Ve üstad bu üç insan için; &lt;strong&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;“Üçü de yakın tarihlerde emsali nadir görülen kimselerdendi”&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; demektedir.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Üstad Küçüklüğünden başlayarak Konya’da, Mısır’da Ezher’de Medine’de Peygamber (sav) komşusu olarak kütüphanecilik yaptığı yıllarda ilim aşkının peşinde yürümüştür.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;2002 yılında hakka yürümüştür.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;M.Ertuğrul Düzdağ’ın himmetleri ile Kaynak yayınlarından şimdilik 2 cildi çıkmış olan “Üstad Ali Ulvi Kurucu, Hatıralar” başlıklı kitapları okuyorum. Size de bu kitaplardan bahsetmek lüzumunu hissettim. Bu kitapları okuyun. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8305482881281716452-8067900251971166080?l=40sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://40sokak.blogspot.com/feeds/8067900251971166080/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8305482881281716452&amp;postID=8067900251971166080' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/8067900251971166080'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/8067900251971166080'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://40sokak.blogspot.com/2007/11/medinedeki-mhim-limi-tanmak.html' title='Medine’deki Mühim Âlimi Tanımak'/><author><name>40.sokak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08718736467210819927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_vV5GUZHjazI/R0Ip65ArzeI/AAAAAAAAABY/0Tsa0tYA9q0/s72-c/aulvi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8305482881281716452.post-1372512037646557259</id><published>2007-11-20T02:15:00.001+02:00</published><updated>2007-11-20T02:18:35.597+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alevilik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Diyanet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Kitâb-ı Cabbâr Kulu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_vV5GUZHjazI/R0Inp5ArzdI/AAAAAAAAABQ/bPvemmzlFqU/s1600-h/Cabbar_kulu.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://bp2.blogger.com/_vV5GUZHjazI/R0Inp5ArzdI/AAAAAAAAABQ/bPvemmzlFqU/s320/Cabbar_kulu.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5134710125787598290" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;              Alevilik son zamanlarda yine sıkça gündeme gelen bir fenomen. Ama bu konuda yapılan tartışmalar ile toplumsal bir mutabakata varılması zor görünüyor. Bir konuda mutabakata varabilmek için ilk olarak temel kavramlarda, ıstılahta bir mutabakatınızın olması gerek. Dil birliği sağlanmadıkça, aynı kavramlar ve ıstılahlar ile düşünülmedikçe ve aynı dil ile konuşulmadıkça anlaşmak uzlaşmak mümkün değildir. Anlaşmak için ilk olarak hangi konuyu hangi kavramlar ile hangi sınırlar dahilinde hangi bağlamda konuşacağımızda anlaşmalıyız.  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;Alevi ve Bektaşi Kültürünün sözlü olması, var olan klasik kaynakların ise Latin alfabesine ya&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;aktarılmamış olması ya da aktarımların titiz çalışmalar olmaması, Alevilik ve Bektaşiliğin hem Aleviler hem de toplumun diğer kesimleri tarafından yanlış algılanmasına sebebiyet vermiştir.Bu yanlış algılamalar ve uygulamalardan hareketle verilen peşin hükümler toplumda sürekli varolan gerginliği tırmandırmaya devam etmektedir.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;Tam bu noktada Diyanet İşleri Başkanlığı’nın&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Alevi-Bektaşi Klasikleri dizisinin bir kitabı olarak yayımlanan Kitâb-ı Cabbâr Kulu’ndan bahsetmek istiyorum. Diyanet İşleri Başkanlığı&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;üç yıl önce Din Şurası’nda dile getirilen öneriyi hayata geçirdi ve Alevi Bektaşi kültürünü yansıtan klasik metinleri kitap haline getirmeye başladı. Basın açıklamalarından on yedi&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;kadar kitabın basılacağını biliyoruz. Bu klasikler cüzi fiyatlarla satılacak ve basılan kitapların bir kısmı ücretsiz dağıtılacak. &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;Kitâb-ı Cabbâr Kulu hazırlanırken Alevi önderleri Dede’lerin ellerindeki nüshalar esas alınmış ve bu nüshalar karşılıklı olarak değerlendirilerek metnin transkripsiyonu yapılmış. Metnin daha rahat anlaşılması açısından bu transkripsiyon metin sadeleştirilerek günümüz Türkçe’si ile kitapta sunulmuş.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoBodyTextIndent"&gt;        Cabbâr Kulu’nun kitabı dil ve üslup açısından şaheser. Kitâb-ı Cabbâr Kulu’nun dili, yazıldığı ve istinsah edildiği tarihte Anadolu’da yaygın olan Çağatay Türkçe’sidir. Tam klasik tanımını hak eden bir eser. Sizi içeriği hiç ilgilendirmiyorsa dahi dupduru Türkçe’si için okunması gereken bir kitap. Sözlük kullanma ihtiyacı duymadan, bir solukta kitabı ara vermeden başlayıp bitirebiliyorsunuz. &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;Bu kitaba aslında Alevilik ve Bektaşiliğin erkannâmesi veyahut tarikatnâmesi denilebilir. Cabbâr Kulu kitabında Peygamberin yakaza halinde kendisine yaptığı ihtar üzerine kitabı yazmaya başladığını ve kitabın isminin bizzat Peygamber tarafından koyulduğunu söylüyor. Besmele ve hamdele ile başlayıp dört kapıyı ve kırk makamı anlatıyor. Bu Bektaşi erkanının&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;sistematikleştirilmesi bizzat Hoca Ahmet Yesevi’den tevarüs edilen ve Hacı Bektaşi Veli’nin Makâlat’ında da var olan bir formülasyondur. &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;Elbetteki devasa toplumsal sorunların bir iki kitap yayımlanması ile çözülmeyeceğini bilmekteyiz. Bu kitabın sınırlı sayıda insana ulaşacağı ve sınırlı sayıda insan tarafından okunacağı ve okuyanların çok azı tarafından sahih bir şekilde anlaşılacağı hakikat. Fakat bizim açımızdan önemli olan gözümüze, gönlümüze ve dimağımıza güzel bir ziyafet çektirmek ve bu kitap bu hizmeti fazlasıyla yerine getiriyor.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8305482881281716452-1372512037646557259?l=40sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://40sokak.blogspot.com/feeds/1372512037646557259/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8305482881281716452&amp;postID=1372512037646557259' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/1372512037646557259'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/1372512037646557259'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://40sokak.blogspot.com/2007/11/kitb-cabbr-kulu.html' title='Kitâb-ı Cabbâr Kulu'/><author><name>40.sokak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08718736467210819927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_vV5GUZHjazI/R0Inp5ArzdI/AAAAAAAAABQ/bPvemmzlFqU/s72-c/Cabbar_kulu.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8305482881281716452.post-4293964456444662947</id><published>2007-11-20T02:11:00.000+02:00</published><updated>2007-11-20T02:13:14.901+02:00</updated><title type='text'>Tembelliğe Methiye</title><content type='html'>&lt;p class="MsoBodyText2" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify; font-family: georgia;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText2" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify; font-family: georgia;"&gt;Dostlardan biri tembel olduğumu ve tembelliğin kötü bir şey olduğunu iddia etmiş. Bana da “Öyle değil midir?” diye sual etmiş. İlk olarak sorduğunuz soruyı cevaplamayarak başlıyorum. Soruda dercedilen hüküm yanlış. Tembelliğin kötü olduğunu kabul etmiyorum. Ve sıradan zihinlerin beni tembel olarak vasıflandırdığını biliyorum.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: georgia;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoBodyText2" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify; font-family: georgia;"&gt;Tembellik kavramı ile ilkokul sıralarında tanıştım. Tahmin edeceğiniz gibi tembel olarak&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;vasıflandırılan bir öğrenciydim. Bu vasıflandırmanın küçük düşürücü(!) etkisini hissettim. Tembel olduğumu kabul ediyorum. Bedeni ve zihnimi aşırı bir biçimde çalıştırmıyorum. Her insan gibi benim de amaçlarım var. Bu amaçları en kaliteli ve iyi şekilde gerçekleştirmek için gerekli minumum zihni ve bedeni çalışmayı belirliyorum. İktisadi bir çalışmayla en iyi amaçlara ulaşmaya çalışıyorum. Sonuçlarla ilgilenmiyorum. Bana düşen görev gayret göstermek. Başarılı olmak beni ilgilendirmiyor. Başarı peşinde koşan insanları sevmiyorum.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: georgia;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoBodyText3" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify; font-family: georgia;"&gt;Yapıldığında tembelliğin tuzağına düşülmüş saydığın fiillerin bazılarının çok önemli olduğunu, sürekli ve ısrarla işlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Di(n)lemek önemli bir eylemdir. O dostun da çok iyi bildiği kedi-fare menkıbesini hatırlatmak isterim. Kediyi 2 saat bekleyen, gözleyen ve kediyi üstad kabul eden üstad o yıkık virane türbede ne yapıyordu?. Ya da Newton elma ağacının altında ne yapıyordu? Müzik dinlemenin hayal kurmanın yaratıcılığa etkisi üzerine kitap yazılabilir. Bunları tartışmaya bile gerek yok. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: georgia;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoBodyText3" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify; font-family: georgia;"&gt;Bütün mahlukatın amansız bir hareketlilik furyasında çırpınması bizimde aynı anafora düşüp kıvranmamızı gerektirmez. Mahlukatı yaratılışı ve içinde bulunduğu şartlar farklı. İnsan bedeni kendi kendini dengeye getiren bir sisteme sahip. Aşırı toksik maddeler alınmadıkça toksik maddeler kendi kendine temizlenir. Yağ konusuna gelince insan harcayabileceği kadar yerse yağ depolanmaz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: georgia;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoBodyText3" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify; font-family: georgia;"&gt;İnsan her şeyi bilemez her şeyden anlayamaz. Elbette bilmediği anlamadığı konuları ehline danışacak. Modern yaşamın getirdiği müthiş bir bilgi yoğunluğu var. Hepimiz planlama yapıyoruz. Kendimize uzmanlık alanları belirliyoruz. Bu dar uzmanlık alanları dışında bırakın hüküm vermeyi bilgi sahibi olmamız çok zor. Ellbette güvenilir insanların (misalen hazık hekimler) telkinlerine güveniyoruz. Bundan dolay zeka geriliği falan yaşadığımız yok aksine daha sıhhatli güvenilir hükümlere ulaşıyoruz.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Bu arada acizane tavsiyem ulaşabilen arkadaşlar Muhyiddin-i Arabi’nin Fütuhatın’da ki Ümmiye babına baksınlar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: georgia;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoBodyText2" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify; font-family: georgia;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;Çok münbit bir konu. Daha yazılacak çok şey var. Ama gerek yok. Modern hayata dair kabullenimlerimizi gözden geçiriniz. Genel kabuller çoğu zaman yanlıştır. Ve insanların bu kabullerinden hareketle yağtığı yorumlamalar ile iş iyice içinden çıkılmaz hale gelir. Yanlış bir hayat anlayışına sahip olununca yanlış hükümlere varılıyor. İlerlemeye ve evrime (kendini geliştirmeye) dayanan modern hayat yanlıştır. Evinizde gözlerinizi kapayıp insanın tanrı olmadığını ve her şeyi bilemeyeceğini her şeye ulaşamayacağını kendinize telkin edip şükredin.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8305482881281716452-4293964456444662947?l=40sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://40sokak.blogspot.com/feeds/4293964456444662947/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8305482881281716452&amp;postID=4293964456444662947' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/4293964456444662947'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/4293964456444662947'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://40sokak.blogspot.com/2007/11/tembellie-methiye.html' title='Tembelliğe Methiye'/><author><name>40.sokak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08718736467210819927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8305482881281716452.post-2855708128828784336</id><published>2007-04-10T19:04:00.000+02:00</published><updated>2007-04-10T19:17:29.403+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hilal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Allah'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Medeniyet Algısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lale'/><title type='text'>Lale, Hilal ve Allah</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_vV5GUZHjazI/RhvFzXK8cHI/AAAAAAAAABI/s6jnCTgbYkY/s1600-h/IMG_0986.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://bp2.blogger.com/_vV5GUZHjazI/RhvFzXK8cHI/AAAAAAAAABI/s6jnCTgbYkY/s320/IMG_0986.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5051848893210062962" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu üç kelime Osmanlıca'da aynı harfler ile yazılır. Gerçek bir dünya için üç şifre. Birincisi estetik, ikincisi medeniyet, üçüncüsü iman. Bu üç kavram bir araya gelmeden iyi bir dünya zuhur etmiyor. Evet İstanbul'da lale zamanı. Yalnızca lale ile kalmamalı şehrin her taşı estetik timsali kesilinceye kadar çalışılmalı.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8305482881281716452-2855708128828784336?l=40sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://40sokak.blogspot.com/feeds/2855708128828784336/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8305482881281716452&amp;postID=2855708128828784336' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/2855708128828784336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/2855708128828784336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://40sokak.blogspot.com/2007/04/lale-hilal-ve-allah.html' title='Lale, Hilal ve Allah'/><author><name>40.sokak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08718736467210819927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_vV5GUZHjazI/RhvFzXK8cHI/AAAAAAAAABI/s6jnCTgbYkY/s72-c/IMG_0986.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8305482881281716452.post-5957339930355910892</id><published>2007-04-01T23:14:00.000+02:00</published><updated>2007-04-01T23:19:19.522+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='meydan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şehir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ulu cami'/><title type='text'>Ulu Cami</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_vV5GUZHjazI/RhAhRAxCcKI/AAAAAAAAABA/NUXnDqzAwfo/s1600-h/IMG_0866.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://bp0.blogger.com/_vV5GUZHjazI/RhAhRAxCcKI/AAAAAAAAABA/NUXnDqzAwfo/s320/IMG_0866.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5048571758429499554" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bizim kültürümüzde şehrin odak noktası camidir. Camiler etrafında mahalleler oluşturulur. Ve tabi olarak şehrin ana meydanında ulu cami vardır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8305482881281716452-5957339930355910892?l=40sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://40sokak.blogspot.com/feeds/5957339930355910892/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8305482881281716452&amp;postID=5957339930355910892' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/5957339930355910892'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/5957339930355910892'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://40sokak.blogspot.com/2007/04/bizim-kltrmzde-ehrin-odak-noktas.html' title='Ulu Cami'/><author><name>40.sokak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08718736467210819927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_vV5GUZHjazI/RhAhRAxCcKI/AAAAAAAAABA/NUXnDqzAwfo/s72-c/IMG_0866.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8305482881281716452.post-5952220721348958369</id><published>2007-03-03T21:52:00.000+02:00</published><updated>2007-03-03T21:56:50.870+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gece'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='resim'/><title type='text'>Gece</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_vV5GUZHjazI/RenSpKAZeGI/AAAAAAAAAAw/IiytIwXP_aU/s1600-h/IMG_0818.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://bp0.blogger.com/_vV5GUZHjazI/RenSpKAZeGI/AAAAAAAAAAw/IiytIwXP_aU/s320/IMG_0818.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5037789262693103714" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Anadolunun küçük bir şehrinden gece başlangıcı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8305482881281716452-5952220721348958369?l=40sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://40sokak.blogspot.com/feeds/5952220721348958369/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8305482881281716452&amp;postID=5952220721348958369' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/5952220721348958369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/5952220721348958369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://40sokak.blogspot.com/2007/03/gece.html' title='Gece'/><author><name>40.sokak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08718736467210819927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_vV5GUZHjazI/RenSpKAZeGI/AAAAAAAAAAw/IiytIwXP_aU/s72-c/IMG_0818.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8305482881281716452.post-6494390561586624709</id><published>2007-02-18T20:50:00.000+02:00</published><updated>2007-02-18T21:05:51.602+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tavsiye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nijerya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Medeniyet Algısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yazı'/><title type='text'>Türkiye-Nijerya Kardeşliği Veyahut Haccın Fonksiyonu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_vV5GUZHjazI/Rdijf5HQlmI/AAAAAAAAAAk/uIRYIiaZ15w/s1600-h/kabe.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://bp1.blogger.com/_vV5GUZHjazI/Rdijf5HQlmI/AAAAAAAAAAk/uIRYIiaZ15w/s320/kabe.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5032952351889069666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="smltext" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;Benim yaşıtlarım için Nijerya çok uzak bir ülkeydi. Ortak noktamız pek yok gibiydi. Yalnızca mazlumlukları ve futbolda kazandıkları başarıları seviyorduk. 1996 Atlanta Olimpiyatları'nda şampiyon olunca dikkatleri üzerine çeken Nijerya, 1998’de bizim dünya kupası şampiyonumuz idi. Kupayı almasını çok istiyorduk. Nijerya'nın kadrosunda Dünya'nın ünlü takımlarında oynayan yıldızlar yer alıyordu. Beşiktaşlı Amokachi, Fenerbahçeli Okocha ve Uche, takımın önemli kozlarıydı. Ayrıca Milan da oynayan West, Kanu, Ajax'ın orta sahadaki yıldızı Sunday, Barcelona'da top koşturan Amunike, İkpeba, ilh.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="smltext" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;Çok değil yüzyıl önce bizim ülkemizin bir parçası olan bu yeri şimdi bu kadar uzak zannetmemiz cidden çok acı. Yüzyıl önce bir medeniyetimiz vardı ve bu insanlarla biz aynı saftaydık. Bize nasıl baktıklarını anlamak için size burada bir doktor ağabeyin hatırasını nakletmek istiyorum:“ Hac zamanı Mekke’de bulunmaktaydım. Bir zenci hanım geldi. Rahatsızmış. Konsültasyona başlamadan önce ismini sordum. Hanım “Türkiye” diye cevapladı. Şaşırdım. Nerelisin? diye sordum. Hanım cevabı “Nijerya” oldu. Tedaviyi unutarak sordum “Kim size bu isme neden verdi?” Hanım cevapladı:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="smltext" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;—Benim babam bir Türkiye aşığı idi. Osmanlı zamanında İstanbul gelen hac kafilesi Şam’da buluşur. Kafile ile hacca gidermiş. Birinci Dünya savaşı sonrası kafile gelmez olmuş. Türkiye dinsiz oldu söylentileri dolaşıyormuş. Babam savaş sonrası Türkiye’den ilk hac kafilesinin Hicaz’a ulaştığını duyunca çok sevinmiş. Ben o zaman doğmuşum. Adımı Türkiye koymuş.” &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="smltext" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;Yine haccın bütünleştirici fonksiyonun anlamak için Malcom X’in hacdan yazdığı mektubu okumak çok faydalı olacaktır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="smltext" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;“Burada dünyanın her tarafından gelmiş on binlerce hacı var. Mavi gözlü sarışınlardan, siyah derili Afrikalılara kadar, her renkten insanlar bir arada. Ancak Amerika’daki tecrübelerim, beyazla beyaz olmayanlar arasında böyle bir ilişki ve beraberliğin mümkün olamayacağını söylese de, burada birlik ve kardeşlik ruhuyla hep beraber ibadet ediyoruz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="smltext" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;Amerika İslâm'ı anlamak zorunda. Zira ırkçılığın neden olduğu hastalıkları yok eden tek din İslâm'dır. İslâm dünyasındaki yolculuğum boyunca birçok insanla karşılaştım. Onlarla konuştum. Hatta Amerika'da beyaz denilebilecek kadar beyaz olan insanlarla aynı sofrada yemek bile yedim. Ancak İslâm'ın onlardaki ‘beyaz adam’a özgü [ırkçı ve ayrımcı] davranışları yok ettiğini gördüm. Bütün ırklardan ve renklerden insanların oluşturduğu böyle bir samimiyet ve kardeşliğe şimdiye kadarki hayatımda şahit olmamıştım. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="smltext" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;Bu sözlerim sizleri çok şaşırtabilir. Ancak hac süresince gördüklerim ve yaşadıklarım, beni daha önceki düşüncelerimi değiştirmeye ve hatta onları bir kenara atmaya zorladı. Müslüman dünyasındaki son on bir gün süresince, Müslüman dünyasından gözleri mavinin en mavisi, saçları sarının en sarısı ve derileri beyazın en beyazı olan kardeşlerimle aynı tabaktan yemek yedik, aynı bardaktan su içtik, aynı seccade üzerinde uyuduk ve aynı Allah'a hep beraber ibadet ettik. Bunlar arasında hissettiğim samimiyet, Nijerya, Sudan ve Gana'dan gelen siyahîler arasında hissettiğimin aynısıydı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="smltext" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;Hepimiz gerçekten kardeşiz. Müslümanların tek Allah'a olan imanları, onların kafalarındaki, davranış ve tavırlarındaki ‘beyaz adamlığı’ yok etmiş. Bundan hareketle şunu açıkça görebiliyorum: Eğer beyaz Amerikalılar Allah'ın birliğini kabul edebilseler, o zaman insanoğlunun da tekliğini ve birliğini [yani Tek Allah'ın kulları ve mahlûku olduklarını] kabul edebilirler. Böylece, başkalarını derilerindeki ‘farklılıktan’ dolayı değerlendirmeye, horlamaya ve zarar vermeye son verebilirler.” The Autobiography of Malcolm X, Alex Haley'in yardımıyla, Grove Press, Inc., New York, 1964, s. 339-341.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="smltext" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;Bugün Nijerya’dan gelen zenci kardeşlerimize uzaylı gibi davranıyoruz. &lt;a href="http://arsiv.hurriyetim.com.tr/hur/turk/01/01/27/dizi/01diz.htm"&gt;http://arsiv.hurriyetim.com.tr/hur/turk/01/01/27/dizi/01diz.htm&lt;/a&gt; Bu hale gelmemizde haccın ve haccın hikmetinin ihmalinin büyük payının olduğunu düşünüyorum. Haccın bilhassa tanışma ile fikir birliğini,&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;yardımlaşma ile ortak çalışmayı içeren medeniyet anlayışın terki bizim birbirimize karşı kullanılmamız dahi sağlamıştır. Bu konuda yazılmış çok güzel bir yazıya rastladım. Medeniyet algımız bu kadar iyi ortaya koyan bir yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Lütfen okuyun : &lt;strong&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;&lt;a href="http://www.mostar.com.tr/sayfa.aspx?sayfa=yazidetay&amp;yaziid=38&amp;amp;id=4"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Hicaz Yolunda 'Terkib' Bulmak&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-weight: normal;font-family:Georgia;" &gt;Ali Yurtgezen Hoca’nın ellerine sağlık.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="smltext" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;Şunlara da göz atmanız yararınıza olabilir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="smltext" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;&lt;a href="http://www.ihh.org.tr/cgi-bin/index.pl?mod=news;op=news_id;id=1967"&gt;http://www.ihh.org.tr/cgi-bin/index.pl?mod=news;op=news_id;id=1967&lt;/a&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="smltext" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;&lt;a href="http://arsiv.zaman.com.tr/2000/11/13/roportaj1/roportaj1.htm"&gt;http://arsiv.zaman.com.tr/2000/11/13/roportaj1/roportaj1.htm&lt;/a&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8305482881281716452-6494390561586624709?l=40sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://40sokak.blogspot.com/feeds/6494390561586624709/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8305482881281716452&amp;postID=6494390561586624709' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/6494390561586624709'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/6494390561586624709'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://40sokak.blogspot.com/2007/02/trkiye-nijerya-kardelii-veyahut-haccn.html' title='Türkiye-Nijerya Kardeşliği Veyahut Haccın Fonksiyonu'/><author><name>40.sokak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08718736467210819927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_vV5GUZHjazI/Rdijf5HQlmI/AAAAAAAAAAk/uIRYIiaZ15w/s72-c/kabe.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8305482881281716452.post-7289860858135793574</id><published>2007-02-15T23:17:00.000+02:00</published><updated>2007-02-15T23:20:39.539+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tavsiye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dergi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Edebiyatı'/><title type='text'>Türk Edebiyatı Dergisi 400.sayı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_vV5GUZHjazI/RdTOEJHQllI/AAAAAAAAAAY/zxdhsZVTu9Q/s1600-h/t%C3%BCrkedeb.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://bp2.blogger.com/_vV5GUZHjazI/RdTOEJHQllI/AAAAAAAAAAY/zxdhsZVTu9Q/s320/t%C3%BCrkedeb.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5031873254240851538" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;Ahmet KABAKLI’nın en büyük eseri olan Türk Edebiyatı dergisi 400. sayıya ulaştı. Vefalı insanlar sayesinde Türkiye şartları nazara alındığında büyük bir başarı sayılabilecek şekilde uzun bir yayın hayatı halen sürdürülüyor. Özellikle Beşir Ayvazoğlu’na şükranlarımızı buradan bildiririm. Türk Edebiyatı dergisinin yayınına 1972 Şubat’ında başlanmış ancak 1975 ve 1977 yıllarında malum sıkıntılar nedeniyle yayınına ara verilmişti. Ocak 1977’den bu yana kesintisiz yayınına devam ediliyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;400. sayıya farklı bir önem atfedilerek öncekilerden daha zengin bir sayı olarak hazırlanmış. Edebiyat dergiciliğini “teşrih masasına” yatırılmış. Bu sayıda Hayrettin Orhanoğlu, Mehmet Aycı, Yusuf Akçay, Mehmet Erdoğan, Ertuğrul Aydın, Âlim Kahraman, Turan Karataş ve M. Selim Gökçe, yazılarıyla zengin bir “Edebiyat Dergiciliği” dosyası oluşturulmuş. Bu sayıyı kaçırmamanızı tavsiye ederim.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;web adresi: &lt;a href="http://www.turkedebiyati.com/index.php"&gt;http://www.turkedebiyati.com/index.php&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8305482881281716452-7289860858135793574?l=40sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://40sokak.blogspot.com/feeds/7289860858135793574/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8305482881281716452&amp;postID=7289860858135793574' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/7289860858135793574'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/7289860858135793574'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://40sokak.blogspot.com/2007/02/trk-edebiyat-dergisi-400say.html' title='Türk Edebiyatı Dergisi 400.sayı'/><author><name>40.sokak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08718736467210819927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_vV5GUZHjazI/RdTOEJHQllI/AAAAAAAAAAY/zxdhsZVTu9Q/s72-c/t%C3%BCrkedeb.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8305482881281716452.post-1102148794985084022</id><published>2007-02-15T16:31:00.000+02:00</published><updated>2007-02-15T23:25:30.542+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tavsiye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Girit'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lozan Mübadilleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Fethinden Kaybına Girit</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_vV5GUZHjazI/RdRvX5HQlkI/AAAAAAAAAAM/w8FE7-umY-w/s1600-h/Girit.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://bp1.blogger.com/_vV5GUZHjazI/RdRvX5HQlkI/AAAAAAAAAAM/w8FE7-umY-w/s320/Girit.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5031769139938629186" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;          Yazarı : &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;&lt;a href="http://www.bky.com.tr/authors.asp?id=60&amp;r=2%2F15%2F2007+1%3A24%3A35+AM"&gt;Ayşe Nükhet Adıyeke - Nuri Adıyeke&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;         Fethinden Kaybına Girit, coğrafi konumu ve stratejik önemi açısından Doğu Akdeniz’in kilit noktası olan Girit adasını, yapılan savaşlardan toplumsal yapısına, yaşanan ayaklanmalardan diplomasideki önemli yerine kadar birçok açıdan tarihî bir perspektifle ele almaktadır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;        Ayşe Nükhet Adıyeke ve Nuri Adıyeke’nin bu çalışması, en son fethedilen yerlerden olması sebebiyle özel bir önem atfedilen “Osmanlı’nın Giriti”ni anlamamızı sağlamakta ve çok eski tarihlerde kaldığı zannedilen kimi olayların, bugünkü benzerleriyle kıyaslandığında Cumhuriyet Türkiyesi için de ne kadar ibret verici ve ufuk açıcı olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;     “Tarih göstermiştir ki, özellikle Kıbrıs’ın ve Girit’in akıbetleri birbirine benzerdir. Bir a&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;dayı eline geçiren güç, gözünü diğer adaya çevirmiştir. Nitekim, Girit sadece doğu Akdeniz egemenliği için değil, Ege Denizi ve Çanakkale Boğazı’nın, dolaylı olarak da İstanbul’un güvenliği açısından çok önemli idi.”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Georgia;"&gt;360 s. -- 13.5 x 21 cm&lt;br /&gt;Ekim 2006&lt;br /&gt;ISBN: 9944-118-13-3&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Etiket Fiyatı:&lt;/b&gt; 14,00 YTL&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8305482881281716452-1102148794985084022?l=40sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://40sokak.blogspot.com/feeds/1102148794985084022/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8305482881281716452&amp;postID=1102148794985084022' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/1102148794985084022'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/1102148794985084022'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://40sokak.blogspot.com/2007/02/fethinden-kaybna-girit.html' title='Fethinden Kaybına Girit'/><author><name>40.sokak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08718736467210819927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_vV5GUZHjazI/RdRvX5HQlkI/AAAAAAAAAAM/w8FE7-umY-w/s72-c/Girit.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8305482881281716452.post-3918908909733992686</id><published>2007-02-11T23:58:00.000+02:00</published><updated>2007-02-11T23:56:50.095+02:00</updated><title type='text'>Blog manifestosu</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;Blog fırtınası kuvvetle esmeye devam ediyor. Bu kardeşiniz de blog yazmaya (tutmaya mı demeliydim ) karar verdi. Blog içeriğini kendi tercihlerim belirleyecek elbette ama yakın dostların da tercihleri göz önünde bulunduracağım. Belli konuları ele alan (tematik: politika, bilgisayar, yazılım, yemek, takı, örgü &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Wingdings;"&gt;&lt;span style=""&gt;J&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt; bu sonuncusunu denesem de başaracağımı zannetmiyorum ) &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;blogların popülerliği fil vaki hakikat ama kişisel bir blog yazmayı tercih ettim. &lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;Kişisel blogdan kastım ilgilendiğim konular üzerine küçük mütevazı notları, başımdan geçen ilginç olaylar, bilgisayar kullanırken öğrendiğim küçük ipuçları, belki yazılım önerileri, sevdiğim insanlardan ve onların ilginç özellikleri ve tabi ki kitap, sinema, müzik değerlendirmeleri bloguma eklemek olacak. İçerikten bahsederken son haberleri ve bunların değerlendirmeleri üzerine siyasal, sosyal ve dahi ekonomik (bu konuda iddialı olabilirim) küçük yorumlar yapmak istiyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;Bu içeriğin bana yeni dostlar kazandıracağını da umuyorum. Blogumu yazarken doğrudan, dolambaçlı yollara sapmadan yazacağım. Bu yüzden arkadaşlarımın (mevcut ve potansiyel) ne düşüneceği ya da yazdığımla ilgilenip ilgilenmeyeceklerini öncelikli ölçüt olarak almayacağım. İlk ölçüt olarak yazdıklarımın kalbi ve akli ölçütlere uygun olup olmadığı olacaktır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;Blog içeriğini sürekli taze tutmak arzusundayım. Yeni şeyler yazamadığım zorlandığım dar zamanlarda küçük şeyler de bazen bir site linki bazen bir resim göndermeyi düşünüyorum. İçerikten bu kadar bahsettikten sonra tasarım konusuna da değinmek istiyorum. Orijinal bir tasarım olacak ve bu tasarımın ilk şartı estetik ve kullanışlı olması olacaktır. Tasarım yapacak kadar teknik ve estetik bir eğitimim yok ama bir alaylı olarak elimden geldiğini yapacağım. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;Vira Bismillah&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;Haktan Hayırlısı&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8305482881281716452-3918908909733992686?l=40sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://40sokak.blogspot.com/feeds/3918908909733992686/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8305482881281716452&amp;postID=3918908909733992686' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/3918908909733992686'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8305482881281716452/posts/default/3918908909733992686'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://40sokak.blogspot.com/2007/02/blog-manifestosu.html' title='Blog manifestosu'/><author><name>40.sokak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08718736467210819927</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry></feed>
